21. Soru
Tilki sordu:
İnsan kendini gerekçelerle nasıl yanıltır? Çünkü bazen insan açıkça yanlışı söylemiyor gibi görünür; hatta söylediği şeylerin hepsinin bir sebebi, bir açıklaması, bir mantığı vardır. Ama yine de ortada bir kaçış sezilir. Gerekçe ne zaman hakikati açıklayan bir şey olmaktan çıkıp, insanın kendini kandırdığı bir perdeye dönüşür?
O cevap verdi:
Bazı insanlar yalanı yanlışı çıplak hâliyle sevmez. Çünkü çıplak yalan onları rahatsız eder. Kendisini kötü, zayıf, haksız, korkak ya da çıkarcı hissettirebilir. Bu yüzden bu insanlar yalanı yanlışı doğrudan söylemek yerine onu gerekçeyle giydirir. En başta bil ki gerekçe insanı rahatlatan bir şeydir. Gerekçenin önce rahatı kendini gerekçelendirene döner. Çünkü insana yaptığı şeyin yalnızca yapılmış olmadığını, yapılmak zorunda olduğunu da söyler. Bir gerekçenin perdeye dönüştüğünü anlamanın ilk işareti, o gerekçenin insanı daha açık, daha sorumlu, daha sahici yapıp yapmadığında, veya yalnızca daha çok rahatlatıp rahatlatmadığında aranabilir. İnsan kendini gerekçeyle yanıltırken, istemediği bir yükü keyfi olarak da markaja alır; bunu ustalıkla yapar, bu yüzden. Hakiki açıklama mesela insanı mutlaka sorumluluğa götürür. O açıklama için bir bedel ödenmiştir ya da ödenmeye hazırdır. Sahte gerekçe ise insanı sorumluluktan korur. Hakiki açıklamada insan şöyle diyebilir: “Evet, bunu yaptım; şundan etkilendim, burada zayıf düştüm, burada korktum, burada kendimi korumaya çalıştım”. Sahte gerekçede ise insan kendisini hiç eğmeden aklamak ister. Aklında kalsın, hakikat hemen hiçbir zaman uzun gerekçeler istemez. İnsan hakikate yaklaştığında cümleleri sadeleşir. Kendini kandırdığında ise cümleleri çoğalır, kıvrılır, dallanır, incelir. Her ihtimale karşı yeni bir savunma üretir. Sanki kendi içinde bir mahkeme kurmuştur da hem sanık, hem avukat, hem hâkim olmaya yeltenmiştir, karşısındakine hiçbir rol, hiçbir yargı bırakmadan. Bu mahkemeden genelde beraat çıkar, beraat çıkmasa da bir iyi hal indirimi mutlaka uygulanır. Dikkatle izlersen bu insanların kendilerini yargılarken bile kendilerine kıyak geçtiğini çok sık görürsün. Kendisini mahkûm ettiği yerlerde bile bazen bunu başka bir aklanma biçimine çevirir. “Ben zaten çok kötü biriyim” der mesela, ve bu sadece sorumluluktan kaçmanın daha kestirme bir yoludur, gerçek pişmanlıkla uzaktan yakından alakası olmadan. Ama gerekçe bazen iyilik kılığına da girer. İnsan birini kırar bozar incitir ve bunu mecburen “onun iyiliği için” yapmış olur. Mesela birinden kaçar, “ona zarar vermemek için”dir bu. Bir hakikati saklar mesela açık açık, çünkü “zamanı değildir”. En kestirme gerekçeler, insanın en sevdiği gerekçelerdir, çünkü genellikle kendisini en az suçlu hissettirenlerdir. Bu yüzden insan, gerekçelerinin arkasındaki duyguyu aramalıdır. Gerekçenin arkasında korku mu var, kibir mi var, utanç mı var, arzu mu var, çıkar mı var, sevilme ihtiyacı mı var, kaybetme korkusu mu var? Ne var? Belki “sadece doğru olanı yapmak”la esasen ve sadece reddedilmekten korkmuştur. Bu sebeple gerekçenin insanda neyi sakladığına bakmak gerekir, önce gerekçeye değil, Ayrıca unutma ki bazı zamanlar bir insanı kurtaracak olan, lazım olan, iyi bir gerekçe bulması da değildir; aksine gerekçesiz kalmaya dayanmasıdır. Gitsin baksın, gerekçesiz kaldığında çıplak kalacak. Ve mesela “bunu yaptım, çünkü korktum” diyecek, ve her şey zaten orada açılacak.

Defterdeki Diğer Yazılar

17. Soru
Tilki sordu:
Bazı insanlar yalan söyledikleri için sıkıntı çeker. Benim merak ettiğim başka bir şey var. İnsan neden bazen yalan söyleyemediği için sıkıntı çeker? Doğruyu söylemek istediğinden değil; yalan söyleyemediğinden.

O cevap verdi:

Çünkü doğru sözlü olmakla yalan söyleyememek aynı şey değildir. Bazen insanın yalan söylemeye gücü yetmez. Bu gücü doğru anla. Bazı insanlar vardır; bir yalan kuramazlar, yüzleri ...

20. Soru
Tilki sordu:

İnsan bazen birine güven duyduğunu sanırken, aslında kendini kandırıyor olabilir mi? Çünkü güven dediğimiz şey her zaman bugünün meselesi gibi durmuyor. Sanki insan, daha çocukken tutulduğu, bağlandığı, etkilendiği yerleri tekrar arıyor. O zaman insan gerçekten güvendiği için mi güvenir; yoksa içinde eski bir eksikliği susturduğu için mi?

O cevap verdi:

Olabilir.Çünkü insanın güven dediği şey her zaman samimi olsa da hakiki, saf değildir. Hatta bazen güven hakikati görmemek ihtiyacından doğar, o hakikat hayli sevimsiz, işe yaramaz...

22. Soru
Tilki sordu:
İnsanın içine sinmeyen şey nedir? Bazen her şey yerli yerinde görünür; söylenen söz makuldür, verilen karar açıklanabilir, yapılan iş dışarıdan bakınca yanlış da değildir. Ama insanın içinde yine de ince bir huzursuzluk kalır. Bu içe sinmemişlik neyin sesidir?

O cevap verdi:

İçe sinmemişlik insanın aklıyla susturduğu ama ruhuyla, kalbiyle henüz kabul etmediği şeyin izidir. İnsan bazen bir şeyi kendisine anlatır, açıklar, gerekçelendirir, hatta haklı b...