2. Soru
Tilki sordu:
İnsanın kendini kandırıp kandırmadığının anlaşılması için hakikati arayıp aramadığına bakmak gerekiyor. İnsan gerçekten hakikati arıyor mu?
O cevap verdi:
İnsan önce acı duyar. Hayatında asli bir acı vardır, yaşamın kendisinde olan bir acı. Çünkü yaşamak, acıdır. Bu acı alışık olduğumuz acılara benzemez. Hatırlanmak istenmeyecek denli, tarifi bilinmeyecek kadar farklı bir acıdır. İnsan bu acıdan kaçar. Bu nedenle insan ruhunun ilk refleksi bu acıya tahammül edebilmenin yollarını aramaktır. Yani insan yaşama gelmek suretiyle önce dayanılmaz bir acıya kapılır, sonra bu acısını taşınabilir kılacak bir hikâye arar, bir yol, bir çıkış, bir çare, bir sapak, bir yalan, bir düzen arar; veya bunlara uyumlanır. Bunlar da çok çeşitlidir. İşte hakikat ancak o düzenekler artık işe yaramadığında, yahut yaramaz kılındığında aranabilecek bir şeydir. Fakat öyle bile olsa çoğu zaman insan, düzenekler işe yaramaz olduğunda dahi hakikati aramaya çıkmaz; kendi kendine bir çok engel, bir çok önlem oluşturur; bunun yerine dayanılmaz bulduğu acının belirmesini göze alamayıp, tekrar benzer kurtuluş çarelerine, düzeneklerine başvurur veya aldanır. Hakikat ise, sözünü ettiğimiz bu acıya asılsız yollara sapmadan dayanabilme gücü talep eder. Hakikat, acımasızdır. Bu yüzden gerçekten hakikati arayan bir insan, aradığı şeyin kendisini korumayacağını kabul edebildiğinde hakikati arar. Bu da çok rastlanılan bir şey değildir. Sen yine de iyi bil ki insanlar hakikati aramazlar, ancak hakikati aramaya çıktıklarında dahi çoğunlukla sadece dayanabildikleri kadarını ararlar.

Defterdeki Diğer Yazılar

17. Soru
Tilki sordu:
Bazı insanlar yalan söyledikleri için sıkıntı çeker. Benim merak ettiğim başka bir şey var. İnsan neden bazen yalan söyleyemediği için sıkıntı çeker? Doğruyu söylemek istediğinden değil; yalan söyleyemediğinden.

O cevap verdi:

Çünkü doğru sözlü olmakla yalan söyleyememek aynı şey değildir. Bazen insanın yalan söylemeye gücü yetmez. Bu gücü doğru anla. Bazı insanlar vardır; bir yalan kuramazlar, yüzleri ...

20. Soru
Tilki sordu:

İnsan bazen birine güven duyduğunu sanırken, aslında kendini kandırıyor olabilir mi? Çünkü güven dediğimiz şey her zaman bugünün meselesi gibi durmuyor. Sanki insan, daha çocukken tutulduğu, bağlandığı, etkilendiği yerleri tekrar arıyor. O zaman insan gerçekten güvendiği için mi güvenir; yoksa içinde eski bir eksikliği susturduğu için mi?

O cevap verdi:

Olabilir.Çünkü insanın güven dediği şey her zaman samimi olsa da hakiki, saf değildir. Hatta bazen güven hakikati görmemek ihtiyacından doğar, o hakikat hayli sevimsiz, işe yaramaz...

21. Soru
Tilki sordu:
İnsan kendini gerekçelerle nasıl yanıltır? Çünkü bazen insan açıkça yanlışı söylemiyor gibi görünür; hatta söylediği şeylerin hepsinin bir sebebi, bir açıklaması, bir mantığı vardır. Ama yine de ortada bir kaçış sezilir. Gerekçe ne zaman hakikati açıklayan bir şey olmaktan çıkıp, insanın kendini kandırdığı bir perdeye dönüşür?

O cevap verdi:

Bazı insanlar yalanı yanlışı çıplak hâliyle sevmez. Çünkü çıplak yalan onları rahatsız eder. Kendisini kötü, zayıf, haksız, korkak ya da çıkarcı hissettirebilir. Bu yüzden bu insan...

22. Soru
Tilki sordu:
İnsanın içine sinmeyen şey nedir? Bazen her şey yerli yerinde görünür; söylenen söz makuldür, verilen karar açıklanabilir, yapılan iş dışarıdan bakınca yanlış da değildir. Ama insanın içinde yine de ince bir huzursuzluk kalır. Bu içe sinmemişlik neyin sesidir?

O cevap verdi:

İçe sinmemişlik insanın aklıyla susturduğu ama ruhuyla, kalbiyle henüz kabul etmediği şeyin izidir. İnsan bazen bir şeyi kendisine anlatır, açıklar, gerekçelendirir, hatta haklı b...