3. Soru
Tilki sordu:
Kabul görmek için bazen zayıf yanlarımı gizliyorum. Acaba bu, hem kendimi hem de başkalarını kandırmak için bir kapı açıyor mu?
O cevap verdi:
Kabul görme arzusu güçlüdür ve insanı korumaya yönlendirir. Zayıf yanlarını gizlemek başlangıçta bir savunmadır; ama bu savunma, gerçek bağlılık ve samimiyetin önüne geçer; ‘güvenlik’ ve ‘aidiyet’ arzusunun gölgesinde kalır. Kendini ve başkalarını olduğu gibi görmeyi engeller. Çünkü gerçeği saklamak, gerçek bağ kurmayı engeller; böylece kişi sathi ve geçici bir kabul alanında kalır. Bağlanma ihtiyacının kölesi olunca da, kolayca hem kendine hem başkalarına karşı aldatıcı olur; zaafları görülmesin diye gerçekçi bakışı yitirir. Bu durum, özgürleşmeye değil, zincirlenmeye, esarete yol açar. Kısaca açalım: İnsan, kabul arzusunu çoğu zaman varlığının temeli sanır. Oysa kabul edilmek, var olmak değildir; önemlidir, fakat varolmanın temeli değildir. Ama insan bu ihtiyacın kölesi olur. Bunun için de temsiller yaratır. Zayıf yanlarını gizler. Zayıf yanlarını gizlemek ilk bakışta bir tedbirdir. Fakat her tedbir, uzun süre taşındığında bir maskeye dönüşür. Maske ise iki şeyi aynı anda yapar: Başkasını yanıltır ve sahibini kendi yüzüne yabancılaştırır. Bu ikinci hususu daha sonra açacağız. Kişi, reddedilmemek için hakikatini sakladığında, aslında bir takas yapar: Gerçek bağ ihtimalini, güvenli bir imajla/temsille değiştirir. Böylece sahici bir temas yerine, onaylanmış bir temsil kurulur. Bu temsil kabul görebilir, ama kabul gören şeyin kişide bir aslı yoktur. Kişi bu asılsız temsile mecbur kaldıkça, bir gün onu kendine söylenmesinden razı olduğu bir yalan olarak meşru kılar. Bil ki, gizlenen her zaaf senin bir yerinde büyür. Görünmesin diye saklanan şey, içeride hüküm sürmeye başlar. İnsan, zayıflığını sakladıkça ona bağımlı olur; çünkü artık onu korumak zorundadır. Hakiki kabul, açıklık üzerine kurulur. Açıklık ise risk ister. Reddedilme ihtimalini göze alamayan, sevilme ihtimalini de hakiki anlamda taşıyamaz. Kabul görmek için kendini saklayan, görünürde bağ kurar; fakat özünde yalnız kalır. Kendini açmayı göze alan ise, ya reddedilir ya da gerçekten görülür. Ama orada ortada artık bir yalan yoktur.

Defterdeki Diğer Yazılar

17. Soru
Tilki sordu:
Bazı insanlar yalan söyledikleri için sıkıntı çeker. Benim merak ettiğim başka bir şey var. İnsan neden bazen yalan söyleyemediği için sıkıntı çeker? Doğruyu söylemek istediğinden değil; yalan söyleyemediğinden.

O cevap verdi:

Çünkü doğru sözlü olmakla yalan söyleyememek aynı şey değildir. Bazen insanın yalan söylemeye gücü yetmez. Bu gücü doğru anla. Bazı insanlar vardır; bir yalan kuramazlar, yüzleri ...

20. Soru
Tilki sordu:

İnsan bazen birine güven duyduğunu sanırken, aslında kendini kandırıyor olabilir mi? Çünkü güven dediğimiz şey her zaman bugünün meselesi gibi durmuyor. Sanki insan, daha çocukken tutulduğu, bağlandığı, etkilendiği yerleri tekrar arıyor. O zaman insan gerçekten güvendiği için mi güvenir; yoksa içinde eski bir eksikliği susturduğu için mi?

O cevap verdi:

Olabilir.Çünkü insanın güven dediği şey her zaman samimi olsa da hakiki, saf değildir. Hatta bazen güven hakikati görmemek ihtiyacından doğar, o hakikat hayli sevimsiz, işe yaramaz...

21. Soru
Tilki sordu:
İnsan kendini gerekçelerle nasıl yanıltır? Çünkü bazen insan açıkça yanlışı söylemiyor gibi görünür; hatta söylediği şeylerin hepsinin bir sebebi, bir açıklaması, bir mantığı vardır. Ama yine de ortada bir kaçış sezilir. Gerekçe ne zaman hakikati açıklayan bir şey olmaktan çıkıp, insanın kendini kandırdığı bir perdeye dönüşür?

O cevap verdi:

Bazı insanlar yalanı yanlışı çıplak hâliyle sevmez. Çünkü çıplak yalan onları rahatsız eder. Kendisini kötü, zayıf, haksız, korkak ya da çıkarcı hissettirebilir. Bu yüzden bu insan...

22. Soru
Tilki sordu:
İnsanın içine sinmeyen şey nedir? Bazen her şey yerli yerinde görünür; söylenen söz makuldür, verilen karar açıklanabilir, yapılan iş dışarıdan bakınca yanlış da değildir. Ama insanın içinde yine de ince bir huzursuzluk kalır. Bu içe sinmemişlik neyin sesidir?

O cevap verdi:

İçe sinmemişlik insanın aklıyla susturduğu ama ruhuyla, kalbiyle henüz kabul etmediği şeyin izidir. İnsan bazen bir şeyi kendisine anlatır, açıklar, gerekçelendirir, hatta haklı b...