5. Soru
Tilki sordu:
Melankoli ile yas arasındaki fark nedir? İkisi de kayıp değil mi?
O cevap verdi:
Evet, her ikisi de kayba verilen ruhsal cevaplardır. Ancak psikanalitik açıdan bakıldığında, bu iki durum kaybın özne tarafından nasıl işlendiği bakımından birbirinden ayrılır. Yas, sevilen bir nesnenin kaybına verilen doğal ve anlaşılabilir bir tepkidir. Kaybın nesnesi belirgindir: bir insan, bir ilişki, bir ideal ya da bir hayat imkânı yitirilmiştir. Bu nedenle yasın acısı belirlidir; özne neyi kaybettiğini bilir. Freud’un işaret ettiği gibi burada işleyen süreç, libidonun kaybedilen nesneden geri çekilmesidir. Ancak bu geri çekilme bir anda gerçekleşmez. Gerçeklik ilkesi özneye kaybedilen nesnenin artık var olmadığını bildirir; fakat ruhsal ekonomi bu hükme hemen uyum sağlayamaz, insan da bağlandığı nesneden kolay vazgeçmez; yas süreci bu işleyiş içinde başlar ve işler. Bu yüzden yas, zamana yayılan bir ruhsal çalışmadır. Kaybedilen nesneyle bağlantılı anılar, beklentiler ve temsil biçimleri zihinde tekrar tekrar canlanır. Ruhsal enerji her birine yeniden yatırılır ve ardından yavaş yavaş geri çekilir. Freud’un “yas çalışması” dediği şey tam olarak bu süreçtir. Bu dönem boyunca öznenin dünyayla ilişkisi elbetteki daralır. Dış dünyaya ilgi azalır, etkinliklerde bir inhibisyon ortaya çıkar ve yeni sevgi nesneleri kurma kapasitesi geçici olarak zayıflar. Ancak burada kritik bir nokta şudur ki, yas sırasında kendilik değerine saldırı ve kendiliği çökertme kastı yoktur. Öznenin ruhsal alanı yalnızca kaybın meşguliyeti tarafından geçici olarak işgal edilmiştir, o kadar.Bu nedenle yas süreci tamamlandığında özne yeniden serbest kalır ve ruhsal yatırımlarını dünyaya yöneltebilir. Ancak melankolide tablo farklıdır. Şimdi; melankoli de çoğu zaman bir kayıp bağlamında ortaya çıkar. Ancak burada kaybın mahiyeti çoğu zaman belirsizleşir. Bazen sevilen nesne gerçekten kaybedilmiştir; bazen nesne fiilen varlığını sürdürse de özne için sevilen bir nesne olarak yitirilmiştir. Daha da önemlisi, özne kimi kaybettiğini bilse bile bu kayıpta kendi içinde neyin kaybolduğunu kavrayamamıştır.Bu nedenle melankoli, psikanalitik açıdan bakıldığında, bilinçdışı bir kayıpla ilişkilidir. Dışarıdan bakıldığında melankoli ile yas arasında büyük benzerlikler vardır; dış dünyaya ilginin kaybı, etkinliklerde inhibisyon, sevme kapasitesinin zayıflaması gibi. Ancak melankoliyi ayıran temel nokta, kendiliğin hedef haline gelmesidir. Freud’un klasik ayrımından da bunu anlıyoruz. Freud’a göre yasta dünya yoksullaşmaktadır, eksilmektedir; melankolide ise kendilik. Bu nedenle yas sahibi ile malankoliğin kendiliği üzerindeki etkilerinde fark görürüz. Melankolik özne kendisini değersiz, yetersiz ve kusurlu biri olarak sunar. Kendini kınar, küçültür ve hatta cezalandırılmayı bekler. Bu kendini suçlama çoğu zaman gerçeklikle orantısızdır. Çünkü burada işleyen mekanizma doğrudan kendilikle ilgili değildir. Diyebiliriz ki melankolide kaybedilen nesne dışarıda bırakılamaz; özne o nesneyle özdeşleşir. Kaybedilen şey kendiliğin içine alınır. Böylece kayba yönelmiş olan kırgınlık, öfke ve hayal kırıklığı da kendiliğe yönelmiş olur. Başka bir ifadeyle, özne kaybına yöneltemediği saldırganlığı kalkar kendiliğine yöneltir; bu önemlidir. Bu yüzden melankoli yalnızca bir kayıp tepkisi değildir; kendiliğin zayıflatılmasıyla karakterize bir ruhsal durumdur. Yoğun öz-suçlama, değersizlik duyguları, cezalandırılma beklentileri bir cihet; uykusuzluk, iştahsızlık ve yaşam gücünün düşmesi de ve başka beklenmedik çıkışlar ve veya çölüşler zaman zaman tezahüren bir diğer cihet olarak bu tablonun parçalarıdır; ve elbetteki her iki açıdan da tehlikelidir. Buradan şu uyarıyı yapmak gerekir: İnsan kayba karşı kendi özbilincinde kendi üzerine sıkı bir şekilde hassasiyet oluşturmak ve kaybın kendiliğinde neyi eksilttiğine dikkat etmek zorundadır. Neyi kaybettiğini düşünürken, aslında neyi kaybettiğini ve neye üzüldüğünü, sonra neye öfkelendiğin, ve neye saldırdığını sorgulamak zorundadır. Bazı kayıplar yalnızca dış dünyada gerçekleşmez, ya da dış dünyada gerçekleştiğiyle de kalmaz. Bazen insan kaybettiği şeyi kendi içine alır ve farkında olmadan onunla özdeşleşir. Bu durumda kayıp, bir kayıp olmaktan çıkar; kendiliğin dokusuna yerleşen bir eksilmeye dönüşür. Yas, kayıptır, ve kaybın tanınması ve uğurlanmasıyla bir süreç içinde yaşanır. Melankolide kayıptan fazlası vardır; kayba mağlubiyet ve kendiliği eksiltme suretinde saldırı vardır; ve bunun geri dönüşü zordur. Kayba çok dikkat edilmelidir. Kaybın her türlüsüne dikkat edilmelidir. İnsan hayatının en hassas noktalarını teşkil eden hususların en başını çeken şeylerden biri kayıptır. Dön ve mutlaka kayıplarını iyi tanı, ve başarabilirsen onların yasını tut, ama onları yerlerinde bırakmaya bak. Aksi halde bazı kayıplar senin içinde yaşamaya devam eder ve zamanla kendiliğinin aleyhine çalışmaya başlar. Ötesi ise, tavsiye ve nasihattan fazlasını gerektirir. Son olarak unutulmamalıdır ki, melankolide kişi kendini açıkça yermekte, utanıp sıkılmadan değersizleştirmekteyse de, burada aslında bunları esasen kendisine değil, kaybedilen sevgi nesnesine yapmaya çalışmaktadır. Kendine yaptıklarını ve söylediklerini doğru bir şekilde çözüp açarsak, onların çoğunun aslında kişinin kendisine değil, yitirilen sevgi nesnesine söylendiğini ve yapıldığını görürüz; çünkü yapılan ve söylenen şeyler kişinin kendisinden çok aslında yitirilmiş sevgi nesnesine uygundur, ama sevgi nesnesi saklanmıştır. O yasını tuttuğu şeye gizlice saldırmaktadır. Neden? Çünkü melankoliğin sevgisinde bir karmaşa vardır. O karmaşanın asli sebebi ise, doğuş’a mahsus asli kayıptır ki; mevcut psikolojide bunu tasvir eden bir çerçeve mevcut değildir.

Defterdeki Diğer Yazılar