4. Soru
Tilki sordu:
İnsan, kendinden nefret ettiği şeyi başkasında gördüğünde neden bu kadar öfkelenir?
O cevap verdi:
Çünkü burada başkası senin özenle gizlediğin şeyi sana ayna gibi tutmuş, ve sen o aynaya bile değil aynayı tutana kızmışsın. Psikolojide buna yansıtma derler. Kişi, kabul edemediği kendi duygu, düşünce veya özelliklerini başkalarına atfeder. Bu tamamen bilinçdışı bir süreçtir; kişi bu mekanizmanın farkında bile değildir. Mesela yoğun öfke hisseden biri, bu öfkeyi fark etmek yerine "herkes bana kızgın" diye algılar. Kendi kıskançlığını tanıyamayan biri de kıskançlığı hep karşısındakilerde görür. Kendi yetersizlik duygusunu taşıyamayanlar, yetersizliği başkalarına yüklerler. Bir de bazen bu yansıtma öyle bir boyut kazanır ki, karşındaki kişiyi gerçekten o yansıttığın şeye dönüştürmeye başlarsın. Melanie Klein buna projektif özdeşim dedi. Kendi öfkesini kabul edemeyen biri karşısındakine sürekli "sen hep öfkelisin" diye eleştirip,köşeye sıkıştırmak isteyebilir, ki bu durumlar oldukça yaygındır. İnsan kendi gölgesinden kaçar. Gölge, senin reddettiğin her şeydir. Ama onu ne kadar reddedersen, o kadar büyür. Ve onu en çok, sana benzeyen birinde gördüğünde patlarsın. Çünkü o kişi sana sadece kendini değil, kendinden kaçışının başarısızlığını da göstermektedir. Bütün bu mekanizmalar aynı amaca hizmet eder: Benliği korumak. Ama korunan benlik gerçek benlik değildir. Korunan, insanın kendine anlattığı psişik hikâyedir. İnsan o hikâyeyi korumak için bazen gerçekliğin büyük bölümlerini inkâr eder, bazen duygularını davranışa döker düşünmeden, bazen de suçu dışarıda arayarak kendi iç mahkemesini tatil eder. Bu mekanizmalar kısa vadede işe yarayabilir. Acıyı azaltır, kaygıyı bastırır, benlik saygısını geçici olarak koruyabilir. Ama kronikleştiğinde ilişkileri bozar, gerçeklik algısını çarpıtır ve insanı kendi karanlığıyla yüzleşmekten alıkoyar. Çoğu durumda seni bu kadar öfkelendiren şey, aslında senin henüz sahiplenemediğin kendi parçandır.

Defterdeki Diğer Yazılar

17. Soru
Tilki sordu:
Bazı insanlar yalan söyledikleri için sıkıntı çeker. Benim merak ettiğim başka bir şey var. İnsan neden bazen yalan söyleyemediği için sıkıntı çeker? Doğruyu söylemek istediğinden değil; yalan söyleyemediğinden.

O cevap verdi:

Çünkü doğru sözlü olmakla yalan söyleyememek aynı şey değildir. Bazen insanın yalan söylemeye gücü yetmez. Bu gücü doğru anla. Bazı insanlar vardır; bir yalan kuramazlar, yüzleri ...

20. Soru
Tilki sordu:

İnsan bazen birine güven duyduğunu sanırken, aslında kendini kandırıyor olabilir mi? Çünkü güven dediğimiz şey her zaman bugünün meselesi gibi durmuyor. Sanki insan, daha çocukken tutulduğu, bağlandığı, etkilendiği yerleri tekrar arıyor. O zaman insan gerçekten güvendiği için mi güvenir; yoksa içinde eski bir eksikliği susturduğu için mi?

O cevap verdi:

Olabilir.Çünkü insanın güven dediği şey her zaman samimi olsa da hakiki, saf değildir. Hatta bazen güven hakikati görmemek ihtiyacından doğar, o hakikat hayli sevimsiz, işe yaramaz...

21. Soru
Tilki sordu:
İnsan kendini gerekçelerle nasıl yanıltır? Çünkü bazen insan açıkça yanlışı söylemiyor gibi görünür; hatta söylediği şeylerin hepsinin bir sebebi, bir açıklaması, bir mantığı vardır. Ama yine de ortada bir kaçış sezilir. Gerekçe ne zaman hakikati açıklayan bir şey olmaktan çıkıp, insanın kendini kandırdığı bir perdeye dönüşür?

O cevap verdi:

Bazı insanlar yalanı yanlışı çıplak hâliyle sevmez. Çünkü çıplak yalan onları rahatsız eder. Kendisini kötü, zayıf, haksız, korkak ya da çıkarcı hissettirebilir. Bu yüzden bu insan...

22. Soru
Tilki sordu:
İnsanın içine sinmeyen şey nedir? Bazen her şey yerli yerinde görünür; söylenen söz makuldür, verilen karar açıklanabilir, yapılan iş dışarıdan bakınca yanlış da değildir. Ama insanın içinde yine de ince bir huzursuzluk kalır. Bu içe sinmemişlik neyin sesidir?

O cevap verdi:

İçe sinmemişlik insanın aklıyla susturduğu ama ruhuyla, kalbiyle henüz kabul etmediği şeyin izidir. İnsan bazen bir şeyi kendisine anlatır, açıklar, gerekçelendirir, hatta haklı b...