15. Soru
Tilki sordu:
İnsan neden bazen kendisini inciten şeyi bırakmaz? Canını yaktığını bildiği halde neden döner dolaşır yine aynı yere gider?
O cevap verdi:
Çünkü insan her zaman acıdan kaçmaz. Hatta bazen insanın asıl korktuğu şey acının bitmesidir. Bu bir yönden alışkanlıkla ilgili, bir yönden ruhun kolaylıkla görülmesi zor olan girift yapısıyla ilgilidir. Alışkanlık bakımından durum şu. Alışkanlık insanın en zor birleştiği ve en zor ayrıldığı şeylerden biridir. Acı hususunda da durum buna eşlik ediyor. İnsan alışmışsa, alıştığı yara bile olsa onu terk etmekte zorlanır. Hatta öyle bir hâl olur ki, acı giderse sanki kendisi de eksilecekmiş gibi hisseder. Dikkatle bakarsan, kendini uzun zamandır acısıyla tarif etmeye bile başlamıştır. Önce bunu ayırt et, bu genişletilebilecek bir yön. Diğer yandan, bazı insanlar mutsuzluğu bırakmak istemez. Çünkü mutsuzluk onların içindeki boşluğu örten son örtüdür. Öyle ki kimisi acı çektiği sürece derin biri olduğunun teminatı altında durur. Terk edildiği sürece sevmiş olduğuna inanır. Kırıldığı sürece hâlâ canlı olduğuna inanır. Acısıyla varlık kazanmaktan başka bir şey bırakmamıştır kendine. Böyle insanlar iyileşmek istemez. Anlaşılmak bile istemez. Kendisinin doğrulanmasını ister. Kendisini doğrulayacak birilerini aramaya başlar, gözetir, sırf doğrulanmaktır onun çaresi. Bu da genişletilebilecek bir diğer yön. Sen görüntüdeki hiçbir şeye aldanmaman gerektiği gibi, görüntünün arkasındakine de hemen aldanma, kolay hüküm verme. Gerçekten farklı bir zeminde acı başka bir şeydir. Acıyla kimliklenilmez, ama kimliğinde acı olanlar vardır. Onları ayırt etmen kolay değil. İnsana düşen, kendisine karşı dürüst olmasıdır.

Defterdeki Diğer Yazılar

17. Soru
Tilki sordu:
Bazı insanlar yalan söyledikleri için sıkıntı çeker. Benim merak ettiğim başka bir şey var. İnsan neden bazen yalan söyleyemediği için sıkıntı çeker? Doğruyu söylemek istediğinden değil; yalan söyleyemediğinden.

O cevap verdi:

Çünkü doğru sözlü olmakla yalan söyleyememek aynı şey değildir. Bazen insanın yalan söylemeye gücü yetmez. Bu gücü doğru anla. Bazı insanlar vardır; bir yalan kuramazlar, yüzleri ...

20. Soru
Tilki sordu:

İnsan bazen birine güven duyduğunu sanırken, aslında kendini kandırıyor olabilir mi? Çünkü güven dediğimiz şey her zaman bugünün meselesi gibi durmuyor. Sanki insan, daha çocukken tutulduğu, bağlandığı, etkilendiği yerleri tekrar arıyor. O zaman insan gerçekten güvendiği için mi güvenir; yoksa içinde eski bir eksikliği susturduğu için mi?

O cevap verdi:

Olabilir.Çünkü insanın güven dediği şey her zaman samimi olsa da hakiki, saf değildir. Hatta bazen güven hakikati görmemek ihtiyacından doğar, o hakikat hayli sevimsiz, işe yaramaz...

21. Soru
Tilki sordu:
İnsan kendini gerekçelerle nasıl yanıltır? Çünkü bazen insan açıkça yanlışı söylemiyor gibi görünür; hatta söylediği şeylerin hepsinin bir sebebi, bir açıklaması, bir mantığı vardır. Ama yine de ortada bir kaçış sezilir. Gerekçe ne zaman hakikati açıklayan bir şey olmaktan çıkıp, insanın kendini kandırdığı bir perdeye dönüşür?

O cevap verdi:

Bazı insanlar yalanı yanlışı çıplak hâliyle sevmez. Çünkü çıplak yalan onları rahatsız eder. Kendisini kötü, zayıf, haksız, korkak ya da çıkarcı hissettirebilir. Bu yüzden bu insan...

22. Soru
Tilki sordu:
İnsanın içine sinmeyen şey nedir? Bazen her şey yerli yerinde görünür; söylenen söz makuldür, verilen karar açıklanabilir, yapılan iş dışarıdan bakınca yanlış da değildir. Ama insanın içinde yine de ince bir huzursuzluk kalır. Bu içe sinmemişlik neyin sesidir?

O cevap verdi:

İçe sinmemişlik insanın aklıyla susturduğu ama ruhuyla, kalbiyle henüz kabul etmediği şeyin izidir. İnsan bazen bir şeyi kendisine anlatır, açıklar, gerekçelendirir, hatta haklı b...