Letter Never Sent

UĞRUNA YAŞANACAK… Mihail Kalatozov’un kendi hikayesine râm olmuş keşfedilmeyi bekleyen elmasları andıran filmi Letter Never Sent onun sinema dünyasına bıraktığı eşsiz bir izdi. Film gösterildiği 1959 Rusya’sında akıl ve bilime fazlasıyla inanan bir ideolojinin takılıp kaldığı bir mesele olarak karşımıza çıkar. Uçsuz bucaksız Sibirya taygasının ortasında gelecek nesillere miras bırakılmak üzere keşfedilmeyi bekleyen elmas madenlerini aramaya gelen dört kahramanımız, helikoptere bağlı kamera kullanılarak eşsiz bir uzun plan açılışla maceralarına atılırlar. Lider Konstantin, Tanya, Andrei ve rehber Sergei. Üç jeolog ve bir rehberin doğayla giriştiği mücadeleye tanıklık ederiz. Artık sadece doğa ve kendileri vardır. Dönemin anlayışının aksine planlar uzun tutularak film boyunca zorlu doğa koşulları ve insanın verdiği mücadele gözler önüne serilir. Diyalektik materyalizm fikriyle işlenen film, tabiatın kendisiyle savaşılacak bir şey olduğunu bize gösterir ve onu ehlileştirmenin mümkün olduğu bir dünya tasavvurunu benimsetmeye gayret eder. Doğa kıskançlıkla sırlarını korur ve yalnızca azim onu ele geçirebilir. Dönemin Sovyet Rusya sinema anlayışı insanı toplumsal olan için feda etmeye her an hazırdır. Bir elmas madeni uğruna insanlar ölebilir ve nitekim de öyle olur. Film ilerledikçe doğa güzel yüzünü saklamaya, ona böyle bakan insana ders vermeye başlar. Kamera bu anlarda genel uzun planlara geçiş yaparak insanı doğa karşısında acz ile küçücük kalmış biçimde resmeder. Aniden sebepsizce başlayan yangınla uçsuz bucaksız orman içinden çıkılması güç bir cehenneme dönüşürken, tabiat, insanın yenilmez kibrine karşılık tüm görkemiyle sahneyi ele geçirir. Bu kaotik ortamda rehber Sergei’nin ekibin yoluna devam etmesi için botların içerisinde kalan malzemelere ulaşıp ekibe verirken devrilen bir ağacın altında kalarak can verdiği sahnede yapılan cesurca fedakarlığın, sevdiği kızın yaşaması uğruna mı yoksa devletine olan sadakati uğruna mı olduğu soru işareti olarak bilinmezliğini korur. O yangın içerisinde yara alan Andrei tek başına yol alamaz hale geldiğinde Konstantin ve Tanya zorluklar içerisinde onu taşımaya ve ilerletmeye çalışırlar. Bunun ekip arkadaşı Konstantin ve sevdiği kadın Tanya için ölümcül olabileceğini düşünen Andrei bir sabah yola kendisi olmadan devam etmeleri gerektiği, kendisinin varılacak hedefleri için engel teşkil ettiğini belirten bir veda mektubu bırakarak ölüme doğru yol alır. İkinci bir bilinmezlik olarak kendini feda etme olgusunun karşımıza çıktığı filmde aşk vazgeçilmez bir inanç gibi kendini dayatan diyalektik materyalist anlayışın çeperlerinden sızar da sızar. Kalatozov’u Sovyet Rusya ana akım sinema anlayışı içerisinde yerini değerli kılan unsurlardan birisi de saf bir propaganda aracı olarak sanatını kullanmak yerine, filmin içerisine yerleştirdiği bu karşıt sentezlerdir. Bu anlayışın yansıması olarak birbirilerine geçmişten bu yana aşık olan Andrei ve Tanya’nın görev ve aşk ikileminde gidip gelmesi, Sergei’nin karamsar dünyası içerisinde gizlice Tanya’ya karşı beslediği aşk ve Konstantin’in her fırsatta karısına asla gönderemediği yüzlerce sayfalık sevgi mektupları. Hepsi görev uğruna içerisinde bulundukları durumun getirdiği inanmışlığın aksine, kaçış rampası anlarıyla dolu ruhlarının karşı konulmaz dışavurumlarıdır. Bir taraftan devletin propaganda aracı olarak diğer yandan da insanın ne olduğuyla ilgili olarak tarafları anlatması açısından değerini korur. Filmin sonuna geldiğimizde doğa insana yol vermeye başlar. Hayal ile gerçek, manevi ile maddi cennet arasında insanı kurban etmek uğruna elmas madenlerine ulaşıp ulaşmadığı bilmediğimiz Konstantin’in sadakatle bağlı olduğu devleti tarafından kurtarıldığı son sahnede onun bitkin düşmüş gözlerinde uğruna yaşanılacak olanı görürüz. Kimileri için uğruna yaşanılacak olanı… İyi seyirler.