Koyaanisqatsi
Yönetmen: Godfrey
Reggio Ülke: ABD
Yapım Yılı: 1982
Godfrey Reggio’nun 1982 yılında çektiği deneysel belgesel film, görüntü yönetmeni Ron Fricke ve besteci Philip Glass’ın muazzam uyumuyla bilincin akış halinde olduğu aykırı bir deneyim sunar.
Sahne yıkımla açılır. Yeniden inşaya mecbur olduğumuz gerçeğini sorgulatarak sarp kayalıkların arasında dolaşır, yeşertmeye tohum bulmak ister. Bulamaz. Çıkmazın dehlizlerindesindir, gün ışığı tam tepende, gölgeler nefeslenme yeri değil nefes verme yeri, öyle kurak. Müzikle akan her şey ahengin sancılı doğumuna işaret. Kupkuru kumların yüzüne savrulduğu rüzgarla, tekrar edenin içinde boğulmadığın ses oyunları, mağaranın içine çekilen ışık. Göğe yükselen kara bulutların arasında ve dahi onu yarıp geçen ışık huzmelerinden geçip suya yöneliş, kendi kuvvetinde kendi varoluşunu köpürten hayat. Sahnelerin geçişleri, hızları, açılar, olduğu gibi olan, yerli yerine pürüzsüz bir tamamlanmışlıkla oturuyor. Derken kapkara dumanların içinde boğulan mekanik canavarın serüveni başlıyor. İnşanın çıkarı gözettiği yerlerde dolaşmaya başlıyoruz. Her bir hamlenin işe yarar kılınmakla yükümlü kılındığı kuvvetin geniş alanlarında. Artık hareketlerin sesle ahengi bozulmaya başlıyor. Yanılsamadan ibaret senkronik kurgusal ilerleyiş. Yanılsama kurgunun sinemasal olan tarafında değil, başlangıçta var olan yerlerin terk edilişinden geriye kalan hakiki bağların görünümlerinin silikleştiği mekanik devinimin kırılmalarında. Buharlaşan havanın içinden gelen flu mekanik kuşun esrik dansı. Sahneye gelenin içinde var olan, bir diğer sahnenin geçişine zemin hazırlayan çağrışımlarla bezenir. Nihayet suret görünür. Görünür görünmesine de hangi vechiyle. Şiddet ve savaş, taklit ve bozum, yükselişte resmedilende ortaya çıkan düşüş. Ve sükunete eren kaosun rüzgar sesleriyle resmedilen şehri. Devasa olanın yakın plan artırılmış çarpıklığı, kırık dökük cam kırıkları ve pis sularla bezenmiş sokaklarda gezinti. Dürten bir el misali sahneyi yırtan müzikle gelen adi aynılık. İnsanlığa çıkış için pazarlanan rezillik ve temellerine döşenen dinamitin yıktığı. Altında kimin kaldığı aşikar. Formun sivrileştiği, ulaşılmaz Babil Kulelerini yalayan güneş. Nereye kaçarsan kaç ışığımla gölgemle ordayım dercesine zamanını bekleyen kıyamet dinginliği. İnsana eşlik eden dip sesin yavaş hareketlerle attığı bakış. Tekrar sahneyi saran görkemli ışık oyunu, bakışı karartan geceyle birlikte ortaya çıkan muamma. Kurgunun hıza teslim edildiği şehir. Parlayan senin nurun değil neon parlak ışıkların yüzünü kesen hakimiyeti. Uyandığın sabahın ışığı da artık güneşin sükunetiyle değil şehrin yapay ışıklarının getirdiği telaşla yaşatır seni.
Telaşla kaos artar, düğümlene düğümlene, tüketen üretimin monoton bandında bir yere varamayan terli hayvana dönüşür insan. Hayvanı kırbaçlayan müzik kurgunun doz aşımı hızıyla izleyenin zihnini nefes nefese bırakır. Tam bu eşikte dizginlenen koşuyu ele geçiren dijital sükunet imgeleri ve sonra yine insan, yine karmaşa, yine yıkım, yine inşa, nefes değil boğucu duman, dağlayan ateş değil öldüren kül ve geriye kalan failin fısıltıları.
Görseller