KALANDAR SOĞUĞU
İnsan bulunduğu mekânın sesine kulak vererek, onun neler söylediğini, nereye bakması gerektiğini, duyuşun bakışı tetiklediği yerde hangi manzaraların keşfedileceğini hayretle idrak eder ve izini sürer. Kalandar Soğuğu anlattığı coğrafyaya attığı bakışla bu derin duyuşun sinemasal izini sürenlerden. Kamerasını nereye çevirmesi gerektiğini bilen, kendinden emin, her bir karesi fotoğrafı andıran estetik kadrajlarıyla son dönem Türk Sineması’nın yapı taşlarından birisi olmayı hak ediyor. Hayallerinin peşinden giderek altın madeni bulma umuduyla basılmadık yer bırakmayan, aynı zamanda yoksulluğun, imkansızlığın içinde ailesine de bakmak zorundaolan Mehmet’in hikayesini anlatan filmde, karakterin içsel olarak kendisini dönüştürmesini, ölümü göze alan arayışını, diğer yandan da sert doğa koşullarında önüne çıkan engelleri aşmaya çalışmanın getirdiği yılgınlıkla ailesinin gözünde giderek tükenen itibarını ayakta tutma çabasını görürüz. Bütün bunlara hizmet eden, anlatımı daha da güçlü hale getiren ise belgesel film özelliği taşıyan unsurların filmin tamamına yayılmış olmasıdır. Mekanların gerçekçiliği, Karadeniz insanının doğal yaşamlarının gösterilişi, oyuncu olmayan insanların filmde yer alması, tabiatın tasvir ediliş biçimi, hem belgesel hem de filmin iç içe geçtiği hissi uyandıran gerçekçiliğin katı biçimde taklit edilişi, hepsi filmi olduğu yerden bambaşka bir yere taşır. Bazı yapıtlar deneyimin uyandırdığı suskunlukla konuşur. Yüzeyden derinliklere, yatay hareketten dikey harekete, anlamın metafizik zeminde yeniden üretilişine tanıklık ettiren, bakışın semaya yöneldiği o epik sonda can buluşun sinemasal bir baş yapıtı Kalandar Soğuğu.
Görseller