Anons
Yönetmen: Mahmut Fazıl Coşkun
Yapım Yılı: 2017
Anons, çağdaş Türkiye sinemasında nadir rastlanan biçimsel disiplin ve estetik mesafe duygusuyla, ilk bakışta tarihsel bir olayın küçük bir parçasını anlatıyor gibi görünse de aslında zaman, otorite ve insanın varoluşsal yalnızlığı üzerine kurulan daha geniş bir düşünce alanı açar. Yönetmen Mahmut Fazıl Coşkun, 1963’te gerçekleşen başarısız bir darbe girişiminin gecesine odaklanan hikâyesini dramatik gerilim üzerinden değil, bekleme anlarının, gecikmelerin ve küçük aksaklıkların oluşturduğu tuhaf bir ritim üzerinden kurar. Film boyunca askerlerin tek amacı radyodan bir bildiri okumaktır fakat bu basit eylem sürekli ertelenir. Kapılar açılmaz, doğru kişiler bulunamaz, planlar bir türlü işlemez. Böylece film, politik bir olayın anlatısından çok, eylemin askıya alındığı bir zaman dilimini gözlemleyen bir sinemaya dönüşür.
Coşkun’un tercih ettiği sinema dili bu askıya alınmışlık duygusunu görsel olarak da üretir. Kamera çoğu zaman sabit kadrajla karakterleri geniş planların içinde küçük figürler halinde görmemizi sağlar. Bu kadraj düzeni, sinemanın dramatik yakınlık üretme alışkanlığını reddeder ve izleyiciyi karakterlere psikolojik olarak yaklaşmaktan alıkoyarak onları uzaktan gözlemlemeye davet eder. Bu estetik mesafe, özellikle Roy Andersson sinemasını hatırlatan bir kompozisyon anlayışını çağrıştırır. Andersson’un filmlerinde olduğu gibi kadraj neredeyse bir sahne dekoru gibi düzenlenecek karakterler bu durağan çerçevenin içinde hareket eder. Aynı şekilde Aki Kaurismäki’nin minimalist anlatılarında görülen sessizlik ve duygusal ketumluk da hissedilir. Bu İskandinav sinemasına özgü mesafeli bakış, Coşkun’un filminde askeri disiplin fikriyle ironik bir ilişki kurar. Askerler düzen kurmak isteyen figürlerdir fakat dünya onların planlarına karşı kayıtsızdır. Filmin ritmi bu nedenle dramatik yükselişlerden değil, kesintilerden oluşur. Bir parkta amaçsız yürüyen askerler, uzun süre açılmayan kapılar, gecenin ortasında anlamsızlaşan emirler. Bu anlar olay örgüsünü ilerletmek yerine onu askıya alarak klasik dramatik yapıdan uzaklaşarak neredeyse absürd bir atmosfer yaratır. Bu absürdlük açık bir komediye dönüşmez, daha çok durumların tuhaflığından doğan ince bir mizah üretir. Bir darbe girişiminin bürokratik aksaklıklar ve yanlış adresler yüzünden ilerleyememesi modern devlet mekanizmasının kırılganlığını ortaya çıkarır ve otoriteyi temsil eden askerler bile ne yapacaklarından emin olamaz bir halde merkezsiz bir emir komuta zincirinin içinde afallarlar. Bu açıdan film, varoluşçu düşüncenin absürd dünya tasavvuruna yakın bir atmosfer kurar. Karakterler bir eylemi gerçekleştirmeye çalışırken aslında anlamını yitirmiş bir düzenin içinde dolaşırlar. Bu bekleme hâli, edebiyatta özellikle Samuel Beckett’in metinlerini hatırlatan bir zamansallık duygusu yaratır. Beckett’in karakterleri nasıl sürekli bir şeyin olmasını bekler ama o şey bir türlü gerçekleşmezse, Anons’un askerleri de bir bildiriyi okumaya hazırlanır fakat o an sürekli ertelenir. Böylece filmde zaman doğrusal ilerleyen bir akış olmaktan çıkar ve döngüsel bir bekleme deneyimine dönüşür. Seyirci, dramatik bir çözüm beklemek yerine bu tuhaf zaman boşluğunun içinde kalır. Coşkun’un sineması tam da bu noktada politik bir anlatıyı varoluşsal bir gözleme dönüştürerek darbe girişimi bir tarihsel olay olmaktan çok, insanın kontrol edemediği bir dünyada düzeni kurma çabasının metaforu haline getirir.
Filmin mekân kullanımı da bu düşünceyi destekler. Gece boyunca dolaşılan parklar, boş sokaklar ve neredeyse terk edilmiş görünen kamu binaları Türkiye’nin modernleşme tarihine ait tuhaf bir sahne dekoru gibi görünür. Bu mekânlar canlı şehir alanları olmaktan çok, sanki tarihin kısa süreliğine askıya aldığı yerlerdir. Kamera bu alanları geniş ve sakin kadrajlarla göstererek karakterlerin yalnızlığını büyütür. Böylece mekân sadece bir arka plan değil, filmin düşünsel atmosferini kuran bir unsur haline gelir. Coşkun’un tercih ettiği bu görsel strateji, politik anlatıyı doğrudan söylemek yerine dolaylı bir gözleme dönüştürür. Film, darbe hakkında yüksek sesle konuşmak yerine tarihin içindeki sıradanlığı ve küçük aksaklıkları gösterir. Bu nedenle Anons’un asıl meselesi başarısız bir darbe değil insanların büyük tarihsel roller üstlenmeye çalışırken gündelik gerçekliğin küçük ayrıntılarıyla karşılaşmalarıdır. Bir kapının kilitli olması, yanlış bir telefon numarası ya da bulunamayan bir görevli bütün planı aksatarak beklenmedik gerçekliklerin içinde elde etmek istediği şey için insanın içinde bulunduğu trajikomik halleri bize gösterir. Coşkun bu küçük aksaklıkları abartmadan, neredeyse belgeselvari bir sakinlikle gösterir. Böylece film, tarihin büyük anlatılarının ardında çoğu zaman görünmeyen kırılganlığı ortaya çıkarır.
Anons, Türkiye sinemasında nadir görülen bir estetik tutarlılıkla, politik tarih ile varoluşsal yalnızlık arasında ince bir köprü kurar. Coşkun’un sabit kadrajları, sessizlikleri ve kesintili ritmi, seyirciyi hikâyenin dramatik sonucundan çok onun atmosferine yerleştirir. Film, izleyiciyi darbe gecesinin içine çekmek yerine onu uzaktan bakan bir tanığa dönüştürür. Bu tanıklık duygusu içinde ortaya çıkan şey ise insanlar tarihi kontrol ettiklerini düşünürler, fakat çoğu zaman tarih, açılmayan kapılar ve beklenmedik gecikmeler tarafından yazılır.