Tuhfetü’l-İhvan fî Hasa’isi’l-Fityan, Abdürrezzâk Kâşânî

Gölpınarlı, Abdülbâki. Fütüvvet ve Fütüvvetname: Makaleler. İstanbul: İBB Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü, 2022.

“…hayrı ve kutluluğu, fayda ve rahatı herkese yayar.”

Kâşânî’nin fütüvvet temalı bu risalesi, mukaddime, on bab ve hatimeden oluşmaktadır. İlk önce Arapça olarak kaleme alınan eser, -müellifin ifadesiyle- bazı dostlarının talebi üzere Farsça olarak yeniden yazılmış, öz ve veciz bir anlatı tercih edilmiştir. Fütüvvetin hakikati, kaynağı, başlangıcı, temelleri ve gereklerinin zikredildiği mukaddimede, insanın yaradılışı, yetkinliği kabule hazır ve ona müştak oluşu, taleplerini arındırması, yüce işlere yönelmesi gibi hamlelerin fütüvvet esaslı olduğu belirtilir. Mürüvvet, fütüvvet ve velayet şeklinde bir hiyerarşi zikredilirken, her birinin sırasıyla iffet, şecaat ve yakîn ile olan irtibatı mevzu bahis edilir. Bu bağlamda şecaat, Ashâb-ı kehf’in örnekliğinde bir dizi mücahedeyle ilişkilenir. Akabinde genel olarak fütüvvet erdemleri Hz. İbrahim, Hz. Peygamber ve Hz. Ali üzerinden teşrih edilir. “Varlık muktezası olan üstünlükleri ve güzel huyları kazanmak” olarak beyan edilen fütüvvet, “Ben yüce huyları tamamlamak için gönderildim” hadis-i şerifi ve “Şüpheyok ki büyük bir ahlâk üzeresin” ayet-i kerîmesinde zeminini ve kemalini bulur. Hz. Ali’nin, “Fütüvvetin aslı vefâ, doğruluk, emniyet, cömertlik, tevazu, öğüt, hidayet ve tövbedir. Bu huylarla huylanmıyan fütüvvete ehil olamaz” sözünden hareketle her erdeme ilişkin geniş açıklamalar yapılır, incelikler zikredilir, hangi ölçülerle işlenecekleri ve ne tür risklerle karşı karşıya kalınabileceği hususunda ikazlarda bulunulur. Bu çerçevedeki açıklamalar, bir noktada “yüce huyları tamamlama” ifadesindeki “tamamlama”nın keyfiyetinin anlaşılma çabası olarak değerlendirilebilir. Eserin hatimesi, fütüvvet hasletini edinme yoluna ilişkin bazı meseleleri konu edinir; talep, talepte ciddiyet, riayet edilmesi ve kaçınılması gereken hususlara değinilerek “hizmet” merkezli bir kavrayış ve tavrın ehemmiyeti ile nihayetlenir.

Bize Ne Söyler?

Civanmertlik, erlik, yiğitlik, adamlık gibi kelimelerle karşıladığımız fütüvvet hasleti, bugün din ve tasavvuf mevzu bahis olduğunda “yitiğimiz” olarak görülebilecek meselelerimizden biri olabilir. “Hayır, kutluluk, fayda ve rahatın herkese yayılması” şeklinde de ifade edilen fütüvvet, mazhar olunan yetkinlerin sarfında kamualemin gözetilmesi gibi bir ufku amaç edinerek velayeti insanca, yoksulca, mazlumca, muhtaçça bir hizada konuşmaktadır.  Bu bağlamda müellif şöyle demektedir: “Fütüvvet sahibi, herkesi kardeşi ve akrabası gözüylegörüp asıl bakımından onlarla bir olduğunu iyice bilmeli, gerçek kardeşlik ve candan gelen esirgeme duygusunun muktezası olarak da fayda ve rahatı herkese saçmalı ki dışı içine uygun olsun, başlangıç sona uysun, suret mânaya uymuş bulunsun.” Tasavvufun insanın deruni sorgulamaları ve imkanları çerçevesinde izhar ettiği yüksek anlatılar, böylece kan, kemik ve toprakla buluşmaktadır.

Kâşânî’nin bu eseri, fütüvvetin bazı nazarî esaslarına da dikkat çekerek insanın yaradılış hikayesini ve kendisine biçilen kabın işletilmesini, bir başkasına yönelik muamelesindeki doğrulukla bir araya getirir. Eserin nazarî çerçevesi, onu benzerlerinden ayrıştıran bir yönü olarak kaydedilebilir. Böylece fütüvvet, yaradılışa esastan ilişen ve peygamberlerce kâmil şekilde açığa çıkarılan bir mahiyet arz eder.

Öte yandan tarihi süreçteki yapılanmalar, teşkilatlanmalar, ritüeller vs. bir kenara fütüvvet ve onunla ilişkili olarak mürüvvet, dini bahisleri uygun dille kendisi ile buluşturmamız gereken hasletler olarak önümüzde durmaktadır. Ayrıca sahip olduğu düşünülen meziyet ve yetkinliklerin insanların istifadesine sunulmasının gereği ve adabı diye ele alınabilecek olan fütüvvet, bir açıdan çağın ve çağın insanının okunması lüzumunu göz önüne getirir, alışılagelen ezber ve anlatılarda tasarrufta bulunmaksızın meydana atılmayı yetersiz ve kimi zaman abes bulur. Dolayısıyla fütüvvet, bir diğer değişle, bir söz ve davranış raconu olarak görülebilir.