Makale

Fâdıl Baba’nın Devam Eden Tarihi Ya da Sır Henüz Verilmeyendir

Bindokuzyüzkırksekiz yılı Nisanının yedinci gecesi Babuhtu’daki debbağhanede, gece saat sıfırikionbeşte, kendi kendine, “okyanus gezen ırmağı neylesin, mutlakı bulan mürselineylesin” diyen Fâdıl Baba, henüz üç yaşındayken ölen babasının silüetiyle karşılaştı. Babasının gölgesi, “nereye geldin oğlum?” diye sorunca, “benî-Âdem yokmuş meğer, benî-idrak varmış babam” dedi.

Debbağhanede onüç yıldır tek başına yaşıyordu. Yalnız değildi. İnsanlardan kendini giderince yalnız kalınamayacağını çoktan anlamıştı. Geceleri kullukla sabahlıyor, gündüz perhiz yapıyordu. Onlarca ihvanı, yüzlerce ziyaretçisi vardı ama kendisini anlayanı yoktu. Çıktı

Bir gün çıktı Çarmuzu’daki yuvasından, sabah yeli gibi yollara düştü.

Konya’da iki yıl kaldı, kimse sırrını bilemedi.

Halil İbrahim peygamberin makamına geçti sonra, burada, batanların sevilemeyeceğini zevk edeli yirmi yıl olduğunu gördü.

Döndü Battalgâzi diyârına.

Söğütlü ve Yeni Câmiide münzevi kaldı bir zaman.

Nihayet bindokuzyüzseksenbir aralığının yirmidokuzuncu gecesi sevgilisine kavuştu. Gölgesiz uğurlayıcılarından birisi, ardından, “bekâda imkânsızı mümkün kılmak için fenâdamübahı sana haram kılmışlardı” dedi, “uğurlar olsun.”

Bir diğeri, “cihânın biricik zevki, geçiciliğiymiş”; bir başkası, “beşeriyetin gittikçe zâtiyyetingeliyordu babam! Bizi olağanüstü hallerinle hayrân, aşkınla sarhoş ettin…” diye konuştu.

Fâdıl Baba, altmışüçü geçmedi. O’nun temiz soyunun çılgın âşığı olarak, kendinden zuhur eden ölüm meleğine, “biliyorum erken çağırdım ama artık vuslat istiyorum, O’ndan bir gündahi fazla yaşamanın edepsizlik olduğunu düşünüyorum” demişti.

Altmışüç yıl sadece O’nunla konuştu, O’nu sevdi, O’nun pürüzsüz aynası oldu ama civarındakiler bile gerçekte kiminle konuştuğunu bilemediler.

O, doruğa ulaştığında ikram edilen şarabın sâkisi olmadığını kırkdört yaşındayken görmüştü. Hakikî aşkın dumanının olmadığını bilmiş, bu yüzden bulunca susmuştu.

Ölüm meleğine, “gerçek adım nedir?” diye sordu.

Melek, “senin yüceliğin isimsiz olmandır” dedi.

Fadıl Baba gülümsedi. “Hadi gidelim” dedi.

Mor bir ışık yumağı halinde yükselirken son kez dönüp baktı dünyaya, “âlem, muhteşem bir yalandır” diye fısıldadı.